Dört Yapraklı Yonca

Küçüklüğümden beri ne zaman bir bitki topluluğunun arasında yoncaları görsem hemen yapraklarını saymaya başlardım. Üç, üç ve bir üç yapraklı daha… Hep dört yapraklı olanı bulacağıma inancım tamdı. Ama bir süre sonra belki de dört yapraklı bir yoncanın var olmadığına inanmaya başladım. Belki sadece bir hayal ürünüydü. Masallardaki kahramanlar sadece dört yapraklı yoncayı bulabiliyorlardı. Biz normal insanlara onun dünyada da var olduğu inandırılmıştı.

En ummadığın anda karşına çıkar diye bir laf duyardım hep. Anlam veremezdim. Birşeyi istiyorsan o an olmalıydı. Hemen değil belki ama bir süre sonra kesin olmalıydı. İsteğini artık unutmaya başladığın bir anda olmasının ne anlamı vardı? Ya artık o isteğinden vazgeçtiysen? Hayatta gerçekten her şeyin bir “zamanı” vardı. Benim dört yapraklı yoncamı aradığım zamanlar hiç de doğru zamanlar değildi. Şimdi geriye dönüp baktığımda çok daha iyi anlıyorum. Her insanın hayatı bazı kalıplara girmek zorunda değildir. Çevrendeki hayatlara bakarak kendi hayatın neden böyle değil diye karşılaştırma yapmak yapabileceğin en büyük hata olur. Herkesin en uygun zamanını gözetleyen ve ona göre plan yapan bir düzen var kimsenin bilmediği. İsyan edip, sürekli neden olmadığını sorgulamak kendini yormaktan başka bir işe yaramıyor. Ben bunu geç de olsa öğrendim.

Meğer benim dört yapraklı yoncam hep oralardaymış, o üç yapraklıların arasında, ama zamanının gelmesini bekliyormuş. Dört yapraklı yoncamı uzun bir süre bulamasamda, benimle aynı anda aynı düşüncelere sahip olduğunu, benimle aynı mekanlarda olup bakmadığım bir noktada kendi hayatını sürdürmekte olduğunu da biliyordum. Bunları bilmeme rağmen, bir yanım sürekli umutsuzluğa kapılıyordu. Yavaş yavaş, onu yenmeyi öğrendim. Tam da bu zamanlarda dört yapraklı yoncam saklandığı yerden çıkıp tam avcumun içine düştü. Ben onu bir zincire bağlayıp boynuma astım. Çıkarmaya hiç niyetim yok. Umarım hala bulamadıysanız siz de en kısa zamanda dört yapraklı yoncanıza kavuşursunuz.

No Comments

Post A Comment