Yağmurla başlayıp, panikle biten macera..

u2 konserini tek kelimeyle anlat deseler herhalde “macera” yı seçerdim.

Kapıların açılma saati olan 17:30’da hala yoldaydık, ben çok arkalarda kalacağımızdan endişeliyken hemen sevgili yengemin yüksek teknolojili telefonundan baktım istanbulkonser’in tweetine göre henüz kapılar açılmamıştı. Derin bir oh çektim 🙂

Bir saate yakın yol maceramızdan sonra Olimpiyat Stadı’na ulaştık, gireceğimiz kapıya doğru yürürken tam karşımdaki kara bulutları görmezden gelmek istedim önce, dedim olamaz yağmur yağamaz! Bunları aklımdan geçirmemden yaklaşık 1 dakika sonra yağmur çişelemeye başladı. Tam ne yapacağız diye birbirimize bakarken, sevgili zeki halkımızdan yağmurluk satan kişiyi gördüm. O gece bence en çok para kazanan onlardı.

Stadın içine bir girdik, sanki dışarıda başka bir hava vardı, yağmur kesildi, içerisi aydınlık keyfim yerine geldi. Kocaman sahneyi görünce etkilendim gerçekten, hemen incelemeye başladık, neresinde ne var diye. 🙂 Saha içi kısım henüz boştu, hareket ediliyordu. Tam saatini hatırlamıyorum ama 9a doğru Snow Patrol çıktı sahneye, solistleri şarkı söylerken bile gülüyordu ya çok mutluydu türkiyeye geldiğinden ya da başka bir nedeni vardı çözemedik. Şahsen şarkılarını ilk kez dinledim, onların da dediği gibi ana yemeği yemeden önce iştah açıcı gibiydi müzikleri.

Snow Patrol’un sahne şovunda en sevdiğim kısım, onlarla beraber çalışan ekibi de dahil ettikleri kısımdı. Sahnenin neredeyse tamamını kaplayacak şekilde yerlere uzandılar, şarkıya eşlik ettiler. Perdenin arkasındaki kişileri de dahil etmek hoş bir davranıştı. Daha önce hiçbir konserde görmedim böyle bir davranış. Neyse ki tadında bitirdiler mini konserlerini, solistleri bizi dinlemeye geldiğiniz için teşekkür ederiz dedi sahneden ayrılırken. Ne kadar saf dedik biz seni dinlemeye gelmedik ki 🙂 Erken gelmemizin tek nedeni var: o da iyi bir yer bulabilmek o kadar.

Neyse efendim, yine bir bekleyiş başladı bu sırada dev sahnenin tepesinde bir saat görseli gözümüze çarptı. Ama ona kalsa saat 9 ama bizim saatlerimiz 10’u gösteriyor. Akrep’le yelkovanın hareketleri de normal bir saat gibi değildi, çözemedik neye göre çalıştığını. Bu sırada U2’nun favori şarkıları mı bilinmez ama bizi bekletirlerken müzik çalıyordu, normalde bir konsere gittiğinizde ışıklar söner herkes çığlıklar atmaya, ıslıklar çalmaya başlar, ve bir anda şarkıcı ya da grubun en beğenilen şarkısınu duyarsınız değil mi? İşte U2 sahneye çıkışında bile farkını gösterdi ve bembeyaz ışıklar heryeri aydınlatırken kendi şarkıları dışında bir şarkıyla sahneye geldiler. Her zaman kalıpların dışında olan, alışıldık bir şekilde davranmayanları severim. Vee Bono açılışı Beautiful Day’le yaptı. Bu albüm çıktığında sene 2001’di, çok iyi hatırlıyorum abimin bana doğumgünü hediyesiydi All That You Can’t Leave Behind. Cd çalara koyup haftasonları son ses dinlerdim. O zamanlara döndüm bir anda. Şimdi sırasını hatırlamıyorum ama en sevdiğim tüm şarkılarını söylediler.

Muhteşem bir görsel şölendi.  Tabii ki gecenin en beklenmedik anı, Zülfü Livaneli’nin sahneye çıkmasıydı. Kimse Türk bir sanatçının sahnede U2’ya eşlik edeceğini aklının ucundan bile geçirmezdi sanırım. Hadi bunu bir şekilde tahmin ettik diyelim, tüm stadın hep bir ağızdan “Yiğidim Aslanım Burada Yatıyor” türküsünü söyleyeceğini kimse tahmin edemezdi bence. Benim bile tüylerim diken diken oldu. Bono’nun nasıl olmasın? Etkinlendiği her halinden belliydi. O anı merak edenler aşağıdan izleyebilirler:

Zülfü Livaneli’nin sahneden inmesinden sonra, artık ayaklarım iflas etmek üzereydi, arkadaşlar yavaş yavaş gitsek mi diyorlardı ama ben hiç gitmek istemiyordum. İyi ki de kalmışız çünkü en güzel parçalarını en sona saklamışlardı. Özellikle şarkılara eşlik eden görseller de muhteşemdi. u2’yu hiç sevmeseniz bile sırf o sahne sistemi ve görsel şölen için herşeye değdiğini düşünüyorum.

Macera kısmına gelirsek, stada bizi babam bırakmıştı o yüzden aracımız yoktu. Dönüşte ağabeyimin işyerinin ayarladığı servis aracıyla dönecektik. Ancak telefon şarjının bitmesi kötü şeylerin olacağının habercisi gibiydi. Ağabeyimin iş arkadaşının telefonunu allahtan benim telefona da kaydetmiştik, ancak arasak da ulaşamıyorduk. Ben sakinliğimi korumaya çalışıyordum ilk zamanlar, ancak servisin bizi almadan gittiğini anladığımızda bütün stadı çevreleyen yolu çoktan yürümüştük bile. Benim artık hiç ümidim kalmamıştı, abimin araç bulma çabaları da sonuç vermeyecek gibiydi. Tam yorgunluktan ve sinirden gözlerim dolmaya başladığında, hemşerimiz ankaralı iki bey bizi havaalanına kadar götürmeyi kabul etti. Oradan da taksiye binecektik. Ancak nasıl olduysa yolu şaşırdık ve ters yöne çıktık böylece Taksim’e kadar gelebildik. Eve gelince kapıyı öpmek istedim, yatağıma nasıl uzandığımı hatırlamıyorum bile.

Bu da böyle bir maceraydı…

1Comment
  • isil
    Posted at 14:58h, 05 Ekim Cevapla

    Yengecigin opuyor seni! Cok seker yazmissin. Ama yedigimiz hotdoglari, ictigimiz (ya da tuvaletimiz gelmesin diye icemedigimiz) biralari anlatmamissin =) Sahneyi sokmeyi bekleyen onlarca tiri ve onlari yonlendiren bisikletliyi atlamissin =) Bir de cok para dokmemize ragmen o paraya degen t-shirtlerimizi… Bizim aile kavgasina cok yaklasmamizi, otostop cektikten sonra Selim uyumasin diye ona attigim dirsekleri =)

    Ne olursa olsun konser tum bu maceralara degdi! Cok opuyorum seni…

Post A Comment