Yeni Yerler Keşfetme Arzusu

Bayram benim için öyle bayramlıklarımla uyuduğum, heyecanlandığım günler olmadı hiçbir zaman. Benim için Ankara’dan İstanbul’a yolculuktu, bavul hazırlamaktı, bayramın ilk günü sabahın köründe kalkmak, akrabaların gelmesini beklemek, hep diken üstünde olmak, şeker tutmak ve daha niceleriydi.

Belli bir yaşa geldikten sonra dedim koyulalım yollara. Görmediğimiz yerleri görelim. Babamın mesleği dolayısıyla Türkiye’nin birçok yerinde nerede kalınır, ne yenilir bilgisi ve halamın eğlenceli kişiliği benimde yeni yerler keşfetme arzum birleşince ortaya muhteşem üçlü çıktı! Abim de bize katılmıştı Mardin gezimizde ama o artık evli olduğundan kendisi aramızada yer alamıyor.

Efendim bu bayram gezimize gelirsek: ilk durağımız Kıyıköydü. Karadeniz kıyısında Trakya’da,İstanbul’a iki saatlik bir mesafede bulunan bu şirin köyün eski adı Midye’ymiş. Nedense sonra değiştirilmiş. Kaldığımız yer Marina Konaklamaydı, sahibi otel demiyor çünkü gerçekten kendinizi evinizde gibi hissediyorsunuz. Kıyıköye çok beklentiniz olarak gitmenizi tavsiye etmem. Şehrin stresinden uzaklaşayaım, internete girmeyeyim, kitabımı okuyup doğayı dinleyeyim derseniz işte tam orası size göre!

Görebileceğiniz sayılı yer var: Aya Nikola Kilisesi en eski taştan oyma kilise özelliğini taşıyor. Pabuç Dere’sinde mutlaka motorla gezmenizi öneririm. Kendinizi doğaya teslim edin. Ayaklarınızı buz gibi derenin suyuna bırakın, hiçbirşeyi düşünmeyin. Marina cafeyi öneririm. Yukarıdaki foto onun terasından çekildi. Misafirperverliği ile Mediha hanım bizim gönlümüzü çaldı. Oradan başka bir yerde yemek yeme ihtiyacı duymadık. Bir de Kartal Çay bahçesinde mutlaka bir çay için. Fazla rüzgardan oturmak zor olsa da, çok sıcak bir hava hayal edin işe yarıyor 🙂

Kıyıköyden sonra durağımız İğneadaydı. Sadece arabayla geçtik, orada konaklamadık. Limanköy tarafında manzara eşliğinde yemek keyfi yaptık.

Köyden şehire geçişimiz, Edirne sayesinde oldu. İlk durak Selimiye Camii’siydi. Tam odaklanmış fotoğraf çekerken, bir amcanın başınızı örtmeden gezmek yasak şeklinde uyarısını makul buldum ancak halamla ikimizde de şort ve tişört olmasına rağmen bana doktor önlüğü getirip giymemi söylemesine hala anlam veremedim. Edirne’de Patio isimli çok şirin bir müstakil evin bahçesinde yemek yedik. Sahibi fotoğrafra meraklıymış, kendisini takdir ettim. Her yerde Fotoğraf dergileri vardı. Ayrıca hemen yanında Efe Otel’de onlara aitmiş, lobisindeki eski fotoğraf makinaları, dikiş makinası, eskiye ait ne varsa olması beni ayrıca cezbetti. Biz yaklaşık 500 yıllık Kervansarayda kalmayı tercih ettik.

Dönüş yolunda ise Kırklareli’ne uğradık. Arabayı park edip, yemek yiyecek bir yer aramaya başladık. Halam köşedeki kuyumcuya girerek buranın en meşhur lokantasını sordu, şansımıza hemen sokağın yanında Zafer ızgara salonunda yönlendirdi bizi. Gerçekten bunca zamandır yediğim en iyi köftelerden biriydi. Köfteler hazırlanırken, gözüme karşıdaki dökülmek üzere ev ilişti. Hemen makinamı kaparak soluğu yanında aldım. Nerede terkedilmiş, eski, tahta bir ev var, hepsini restore edip hayata döndürmek istiyorum. Lisedeyken mimar olmak istemiştim. İçimdeki o istek hiç bitmeyecek sanırım. Belki ileride bir vakıf kurarım onların korunması için kimbilir.

No Comments

Post A Comment